Yükseköğretim sistemimizde son günlerin en önemli gündem maddesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılması oldu. 22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bu karar, mevcut öğrencilerin ve velilerin haklı olarak sürecin nasıl ilerleyeceğine dair sorular sormasına yol açtı.
Eğitim hayatını doğrudan etkileyen bu tür idari değişimlerde, bilgi kirliliğinden uzak durmak ve yasal mevzuatların sunduğu somut yol haritasına odaklanmak en sağlıklı yaklaşım oluyor. Bu yazıda, sürecin arka planını, yasal dayanaklarını ve öğrencilerin eğitim haklarının nasıl sürdürüleceğini ele aldım.
1996 yılında kurulan üniversite, 2019 yılında Can Holding bünyesine katılmıştı. Sürecin kırılma noktası, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında Eylül 2025’te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) şirkete kayyım atamasıyla yaşandı. Bu gelişmenin ardından, üniversitenin kurucu vakfının (Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı) mütevelli heyeti mahkeme kararıyla görevden alınarak yerine yasal bir kayyım heyeti atandı.
22 Mayıs 2026 itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanan karar, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11’inci maddesinin doğrudan bir uygulamasıdır. Mevzuat, kurucu vakfına kayyım atanan vakıf üniversitelerinin faaliyet izninin kaldırılmasını öngörmektedir.
Faaliyet izninin kaldırılması, öğrencilerin eğitim haklarının sona erdiği anlamına gelmez. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) mevzuatı bu gibi durumlarda öğrencilerin mağduriyetini önleyecek bir çerçeve sunar.
Basına yansıyan bilgilere ve 2021 yılında imzalanan protokollere göre, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yasal himayesi garantör kurum olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne (MSGSÜ) devredilmiştir. Bu devir süreciyle ilgili bilinmesi gereken temel noktalar şunlardır:
Yerleştirme ve İntibak: YÖK, mevcut öğrenciler için bir yerleştirme süreci yürütecektir. Garantör üniversitenin kapasitesinin yeterli olmaması veya aynı programın MSGSÜ’de bulunmaması durumunda öğrenciler, ÖSYM puanları ve belirlenecek diğer kriterler doğrultusunda diğer üniversitelere aktarılabilecektir.
Eğitim Ücretleri: Vakıf üniversitesinden devlet veya başka bir üniversiteye devredilen öğrenciler, eğitimlerine bedelsiz devam etmezler. Öğrenciler, kapatılan üniversitede son yıl ödedikleri eğitim bedelini (YÖK’ün belirleyeceği yıllık güncelleme oranıyla) garantör üniversiteye ödemeye devam edeceklerdir.
Diplomalar: Geçmiş dönem mezunlarının diplomaları geçerliliğini korumaktadır ve belge doğrulama işlemleri artık MSGSÜ üzerinden yürütülecektir. Eğitimine başka bir kurumda devam edecek olan mevcut öğrenciler ise, yerleştirildikleri yeni üniversitenin mezuniyet şartlarını sağladıklarında o kurumun diplomasını alacaklardır.
Süreci daha iyi anlamak için 2020 yılında benzer bir yasal prosedürden geçen İstanbul Şehir Üniversitesi örneğine bakmak faydalı olacaktır. Şehir Üniversitesi kapatıldığında öğrenciler garantör kurum olan Marmara Üniversitesi’ne devredilmiş ve kâğıt üzerindeki yasal hakları (burs oranları, kredi denklikleri) korunmuştu.
Ancak uygulamanın pratikte bazı zorlukları beraberinde getirdiğini de göz önünde bulundurmalıyız. Öğrenciler, özel üniversite ücretlerini bir devlet üniversitesine ödemeye devam etme ve müfredat uyuşmazlıkları (fark dersleri alma zorunluluğu, çift anadal programlarının entegrasyonu) gibi akademik intibak sorunları yaşamışlardı. Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin bu geçiş sürecinde yaşayabileceği olası akademik zorlukların MSGSÜ ve YÖK tarafından en aza indirilmesi, sürecin en kritik aşaması olacaktır.
Şu aşamada atılması gereken en doğru adım, YÖK’ün ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin yayımlayacağı resmî duyuruları, intibak takvimlerini ve yerleştirme kılavuzlarını yakından takip etmektir.
Vakıf üniversitelerinin yaşadığı krizleri en başından önlemenin temel yolu; kâğıt üzerinde var olan teminat ve kuruluş şartlarının tavizsiz denetlenmesi, eğitim kurumlarının ticari birer işletme gibi yönetilmesinin önüne geçilmesi ve kurucu vakıf yöneticilerinin sadece mali güçleriyle değil, idari ve etik liyakatleriyle de değerlendirilmesidir. Olası bir kriz durumunda ise ani kapatma kararları yerine, öğrencileri ve akademik ekosistemi koruyacak sürdürülebilir alternatifler hayata geçirilebilir. Üniversite bütçelerinin kurucu şirketlerin ticari risklerinden yasal olarak izole edilmesi, kurumun bütünlüğü bozulmadan mali yapısı güçlü başka bir eğitim vakfına devredilmesi veya yeni öğrenci alımı durdurularak mevcut öğrencilerin kendi kampüslerinde mezun olmasını sağlayan kademeli tasfiye modeli bu alternatiflerin başında gelir. Ayrıca, yönetim süreçlerine salt mali odağı olan heyetler yerine liyakatli eğitimcilerden oluşan bağımsız akademik kurulların atanması ya da kampüs altyapısı korunarak kurumun geçici bir süre “özel statülü devlet üniversitesi” şeklinde işletilmesi, eğitim hakkının kesintiye uğramasını ve oluşacak idari kaosu engelleyecek gerçekçi adımlardır.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen Uluslararası Diploma ve Sertifika Programları (UDSP) bünyesinde uygulanacak olan Yabancı…
Deneme netleri dalgalanıyor, çocuklarda gözle görülür bir yorgunluk var ve siz ebeveynler olarak "Az kaldı…
LGS 2026 yaklaşırken veli ve öğrencilerin merakla beklediği detaylar da belli olmaya başlıyor. Bunlardan bir…
İlkokuldan üniversiteye uzanan o uzun eğitim yolculuğunda ebeveynler olarak en büyük amacımız, çocuklarımıza iyi bir…
Eğitim sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübemle, çocuklarının eğitim hayatına en doğru yönü vermek isteyen bilinçli…
LGS 2026 hazırlıkları büyük bir hızla devam ediyor. Hazırlık süreci kadar liseleri detaylıca tanımak da…